Muğla'da 3 bin adet lale soğanı dağıtıldı

Obama, Rusya’ya yaptırım paketini onayladı

Londra’da 14 Aralık’a ‘sessiz protesto’

Etiyopya Büyükelçisi Niğde ve Bor İlçesindeydi

Aslanım...


Ayşe Yiğit

Sukûtun Çığlıkları

06 Aralık 2012 Perşembe
YAZI BOYUTU: A A A

İki ülke çarpışır arada çocuklar kalır. İki komşu tartışır arada çocuklar kalır, anne baba kavga eder arada çocuklar kalır. Çocuk olmak başlı başına bir yük iken bir de üzerine bombaların, şarapnellerin, kurşunların ve kurşundan ağır sözlerin yükü-dehşeti biner.
Geçenlerde bir aile dostumuz anlattı, karı-koca gezmeden dönerken arabada tartışır gibi olmuşlar, küçük oğulları hemen arkadan uzanmış annesinin ağzını kapatmış ve kulağına sessizce “anne, ne olur babam ne derse desin, sen cevap verme..” demiş.
Günde 3 öğün yemek yemek gibi doğal bir şeydi bizim evimizde kavga.Annem ne derse desin babam mutlaka kızardı.Ama annem de öyle normal bir dille konuşmazdı ki.Babamı iğneleyen, tahkir eden, babama kendisini yetersiz ve güvensiz hissettiren sözler söylerdi hep.Annemin ağzından çıkan her 10 sözün 9’u “zaten sen….”le başlardı.Babam da zaten ben kötüyüm ne yapsam yeridir der gibi davranırdı.Ve şimdi kendim de bir anne-ebeveyn olunca daha iyi anlıyorum ki benim babam iyi bir adamdı.Kötü adam rolünü ona yapıştıran annemdi.
Erkekler sürekli destek görmek, onaylanmak ve eksiklerinin kapatılmasını ya da görmezden gelinmesini istiyor. En önemlisi de yaptıklarının takdir edilmesini ve kıymetlerinin bilinmesini bekliyorlar.Eee, herkes böyle değil mi derseniz kadınlar böyle değil derim ben.Biz kadınlar onaylanmasak da kınanmayı bile göze alıp kararlar alabilir uygulayabiliriz, yaptıklarımız takdir edilmese bile saçımızı süpürge edip yola devam edebiliriz.Biz daha güçlüyüz yani.Direncimiz daha fazla hayata karşı.Duygusal donanımımız daha kuvvetli.Oysa erkekler fiziken bizden güçlü olsalar da duygusal anlamda bir kadına yaslanmadan ve bir kadının onayını almadan yapamıyorlar.En haşin, en kadına eyvallah etmeyen adam bile içinden gizliden gizliye onay hasreti çekiyor.
İşte durum bu iken bu durumu kendi lehine çevirebilmek ve evde, sosyal hayatta, iş hayatında erkekleri-eşini-iş arkadaşını vs. bu yönleriyle değerlendirmek dururken biz kadınlar ne yazık ki bu en hassas noktalarından vuruyoruz onları.
Ne, destek mi istedin, al benden sana bin köstek, onay mı istiyorsun, onaylamak şöyle dursun reddediyorum senden gelen her şeyi, bir de takdir ha, sen ne yaptın ki takdir edeyim seni…
Yıllar evvel bir çiftin yaşadığı bir şeye şahit olmuştum, adam 10 parmağında birer poşet, pazar yapmış eve giriyordu.Kadın kapıda karşıladı ve adamın ellerinden poşetleri aldı.Adamın yüzünde mağrur bir kumandan edası, poşetleri kadına uzatırken “Ben bu evin babasıyım, bakın size neler aldım” havası hissediliyorken kadının sözleri bir anda o havayı yerle bir etti ve muzaffer kumandan edasındaki adam, süngüsü düşük, yenilmiş bir asker gibi süklüm püklüm içeri girdi.
Kadın ne demişti de böyle olmuştu sizce?
Aynen aktarıyorum: Şimdi sen 3 kuruş az vereceğim diye pazarda ne kadar çürük çarık varsa toplamış gelmişsindir…
Karşısındakine hiç şans vermemek, değişeceğine inanmamak, sürekli yargılamak ve ön yargı ile bakmak kadın milleti olarak sıkça yaptığımız hatalardan.Hele bir de bu aynı yastığa baş koyduğumuz eşimiz ise ilişki bu durumdan çok kötü etkileniyor ve duygularda karşılıklı derin yaralar açılıyor.
Hele bir de çocuklar varsa annenin bu tutumu en çok onları yaralıyor. Ben böyle yazınca hemen bayanlar alınıyor, sürekli erkekleri destekleyen onları şişiren yazılar yazıyorsun diye eleştiriyorlar beni. Kocanın sürekli tahkir edildiği, ağır ifadelerle eleştirildiği, yetersiz bulunduğu ve kavganın hiçbir gün eksik olmadığı bir evde 25 yılım geçtiği için sanırım bu konuda yeteri kadar tecrübem var ve diyorum ki evliliklerdeki en temel sorun, kadınların kocalarını anlamaması. İçki içen de aldatan da, işsiz gezen de, döven de, sövende aslında o yaptığı şeyle bir şeyi ifade etmek istiyor: Beni dinle beni anla.
Karnı acıkan bebeğin sürekli kıvrana kıvrana ağlayıp etrafta bir şeyler arandığı gibi anlaşılamayan ve hak ettiğini düşündüğü değerin verilmediğine inanan koca da bu duyguları tatmin edilmediği için saldırganlaşıyor, kötü alışkanlıkların pençesine düşüyor ve hatta başka kadınların “destek” ve “anlayış”ına sığınıyor.
Unutulmaması gereken şudur ki aslanı aslan yapan biraz da ona binlerce yıldır aslan denmesidir. Ne olmuş yani, biz de çocuklarımızın babası ve yıllardır iyi kötü onca şeyi paylaştığımız adama bir kez “aslanım” desek, ölür müyüz?
 

OKUNMA: 5193

 

comments powered by Disqus

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI :


moda haberler
haber

Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

gürses ukash bayi